Başkaları tarafından terk edildiğinde değil, kendini terk ettiğinde yalnız kalırsın.
Yalnızlık denildiğinde çoğumuzun aklına çevremizde kimsenin olmaması gelir. Oysa insan bazen kalabalık bir masada, yoğun bir iş gününde ya da sevdiği insanların arasında da derin bir yalnızlık hissedebilir. Çünkü yalnızlık yalnızca fiziksel olarak tek başına olmak değildir. Bazen insanın kendiyle kurduğu ilişkinin sessizce zayıflamasıdır.
Gün içinde pek çok şeye yetişmeye çalışıyoruz. Bir yandan beklentiler, bir yandan sorumluluklar, diğer yandan insanların bizim hakkımızda ne düşündüğü… Zaman geçiyor; fakat çoğu zaman kendimize ayırdığımız alan giderek küçülüyor. Kendi sesimizi duymak yerine başkalarının sesine kulak veriyor, ne hissettiğimizi anlamaya çalışmak yerine nasıl görünmemiz gerektiğiyle ilgileniyoruz.
Dünyayı alsan yanına oyalanırsın. Bir süre iyi gelir. Sohbetler, kalabalıklar, sosyal medya, başarılar, yeni hedefler… Fakat insan yalnızca kendisi olabildiğinde gerçekten dinlenebilir. Çünkü dışarıdan gelen hiçbir şey, içeride kurulamayan bağı uzun süre taşıyamaz.
Terapi odasında bazen bu fark edilişlere tanıklık ederiz. Bir danışanım bir gün şöyle demişti:
"Meğer kimse yokmuş."
Bu cümle ilk duyulduğunda umutsuz gibi gelebilir. Oysa biraz daha üzerinde durunca başka bir anlam ortaya çıkmıştı. Evet, dışarıda aradığı kişi yoktu belki. Ama içeride uzun zamandır bekleyen biri vardı. Kendisi.
İnsan bazen başkaları tarafından terk edilmeden de kendini terk edebilir. Duygularını erteleyerek, ihtiyaçlarını önemsemeyerek, sürekli güçlü görünmeye çalışarak ya da yalnızca başkalarını mutlu etmeye odaklanarak bunu fark etmeden yapabilir. Zamanla kendiyle arasındaki mesafe büyür ve bu mesafe çoğu zaman "yalnızlık" olarak hissedilir.
Psikoterapi her zaman sorunları ortadan kaldıran sihirli bir süreç değildir. Çoğu zaman insanın kendiyle yeniden tanışmasına, kendini duymasına ve uzun zamandır ihmal ettiği yönlerini fark etmesine alan açar. Bazen değişen şey hayatın tamamı değil, insanın hayata baktığı yerdir.
Belki de yalnızlığın en zor tarafı, etrafta kimsenin olmaması değildir. En zor tarafı, kendine yabancılaşmaktır. Çünkü insan, kendine dönebildiğinde yalnızlık her zaman aynı anlamı taşımaz. Bazen sessizlik yük olmaktan çıkar; dinlenilen, anlaşılan ve kendinle yeniden karşılaştığın bir yere dönüşebilir.
Belki de asıl soru şudur: Bugün, en son ne zaman gerçekten kendinin yanında oldun?
