Her yara affederek kapanmaz. Bazı yaşantıların önce anlaşılması, ciddiye alınması ve güvenli bir mesafeye ihtiyaç duyması gerekir. İnsan, etkisi hâlâ devam eden bir olayı yalnızca karar vererek geride bırakamaz. Zihin “geçti” dese bile beden hâlâ geriliyor, öfkeleniyor ya da tehdit hissediyorsa affetmek sadece sözcükte kalır.
Affetmemek her zaman kin tutmak değildir. Bazen “Bu bana yapılmamalıydı” diyebilmenin, yaşananı normalleştirmemenin ve aynı şeye yeniden maruz kalmayacağın bir sınır çizmenin yoludur. Özellikle sorumluluk alınmıyor, davranış tekrarlanıyor veya kişi hâlâ kendini güvende hissetmiyorsa affetmemek sağlıklı bir korunma refleksi olabilir.
Affetmek ile sınır koymak da aynı şey değildir. Affetmek içsel bir süreçtir; sınır koymak ise davranışsal bir karardır. İnsan affetmeden de mesafe koyabilir, ilişkisini bitirebilir ve kendisini koruyabilir. Hatta çoğu zaman iyileşme, önce bu sınır kurulduğunda başlar. Sınır olmadan yapılan affetme ise kişiyi iyileştirmek yerine aynı ihlale alıştırabilir.
Erken affetmek bazı insanlar için yeniden yaralayıcıdır. Çünkü kişiye “Senin canının yanması değil, olayın kapanması önemli” mesajını verir. Bu da zamanla kendini terk etmeye, duygularını küçümsemeye ve öfkenin başka şekillerde geri dönmesine neden olabilir.
İyileşmek, affetmekten daha geniş bir süreçtir. Yaşadığını inkâr etmeden kabul etmek, etkisini anlamak, kendini korumak ve aynı döngüye yeniden girmemek de iyileşmedir. Affetmek bu sürecin sonunda kendiliğinden gelebilir; gelmezse de bir eksiklik değildir.
Bazen iyileşme, karşı tarafı affetmekten değil; kendini seçmekten, sınırlarını ciddiye almaktan ve “Buna yeniden maruz kalmayacağım” diyebilmekten geçer.
